tanrının varoluşsal sancıları
süreç odaklı mısınız yoksa sonuç odaklı mı? sonunu bildiğiniz bir filmi doyasıya tekrardan izleyebilir misiniz? tanrının da varoluşsal sancıları olabileceğini mi düşünüyorsunuz? şayet cevaplarınız düşündüğüm gibiyse; sizin yaşam adına hiçbir filiziniz kalmamış demektir. münferit duygularınıza tercüman olacak bir fiil 'adem oğlu' kalmamışsa, tıpkı benim gibi yazılar kaleme almaya başlar; sonrasındaysa kendinize yaşam için bir amacın aniden vuku bulmasını beklersiniz. bir uğraş, bir şiir, hatta bir deneme bile sizi varoluşsal sancılarınızdan arındırmayabilir, derinlemesine fıtrat sorgunuzun sonunda yaşama gerek olmadığını, hatta gerçekten 'tanrıyı öldürdüğümüzü' düşünebilirsiniz. size bu fikirlerinizde yanlış olduğunuzu söylemeye gelmedim elbette, yalnızca bir kaç tavsiyede bulunacağım, tasvirimin el verdiği müddetçe. bir kere şurada anlaşalım, bu vaziyette bulunmanızın tek sebebi isyankârlığınız. yadırgadığınız şahısların hayatlarını elde etmek için her ikindide isyan ettiğiniz tanrının saflarında buluyorsunuz kendinizi. biraz olsun yanımda bulunur mu dileğiyle, 'onun ben de oğluyum sonuçta, bakamaz mı canım?' serzenişiyle doğrulduğunuz ve yanıtsız kalan her duanızın ardına yine isyanınızın süregelmesi bana insan normlarının bazen haklı olabileceğini hatırlatır, vefa... neslin galatından sıkıntılarda boğulduğunuz her cümlenizin ardından bir şahsiyet daha arar oluyorsunuz kelimelerinizde, bulursanız ne âlâ. burjuvanın tasvip etmediği her 'sıkıntı'yı kendine toy kafalarında erek bilerek sıkıntıyı yoktan doğuran, bağnaz elitistlerin civarında büyümüş biri olarak söylemeliyim ki; saflığımız arşa dokunuyor adeta... ne kelimelerde aradığınız o 'şahsiyetler' dönebilir geriye, ne de sizin başkalaştırılmış soysuz fikirleriniz...
nüktecilikten ziyade söyleyeceklerimin bir anlam hususunda tartılmasını istediğimden, temelde sadedi alacağım. muhtemel sonlarımızdan birini hazırladığımız o 'insanlığın geleceği'nin vaziyetindeyiz. işin garip yanı şudur ki; kendi geleceğimizi, alışılagelmişin hiç de dışına çıkmayarak modernize edilmiş normlar üzerine kurmaya çalışmamız geleceğin nasıl bir temelsizlik üzerinde sendeleyeceğini gösteriyor. insanlığın kendisinin bile kaldıramayacağı evrensel ahlak kurallarını despot yöntemlerle ve sosyolojik baskılarla alt ve orta kesime diktenin nasıl şekilleneceğini zamanla göreceğiz. ahlakta avrupa standartları(!), burjuvaya gerçek bir cazibe gibi gözükse de modernleşmenin ne batılılaşmayla, ne de dev puntolarla şekillenmiş neon tabelalarla ilgisi yok. geleceğimizi şekillendirmemizden kasıt da budur, geleceği erken geleceğe taşımanın, insanların geleceğe olan hevesinin -özellikle insan ömrü düşünüldüğünde- erken yaşanmasını isteyebileceklerini anlayabiliyorum. kapital düzenin burada duramayacağı da âşikar pek tabii. peki yetiştirilmiş 'gelecek' sahiden saadete erdirecek midir insanoğlunu? temyiz bilmeyen, esasında hiçbir şey bilmeyen; geçmişin tekerrürlerinde takılı kalmış hususlarında nasıl geleceği getirecekler? nasıl gerçekten geleceklerine yaraşır bir ekol bilecekler? yavaş yavaş kelimelerin tükendiği vaziyette artık insanoğlunun kendi haklarını bile müdafaa edemeyeceği durumda ne yapacak kapital düzen? özgürlük anlayışının damarlara dek yol aldığı zamanlarda özgürlüğün fazla bahşi gerçekten ihsan niyetine miydi? ataerkil özelinde reddiyelerimiz aslen haksız olabilirler mi? haddinden fazla özgürlüğü yaratan toplum haddinden fazla özgürlüğü sebebiyle gömülebilir, tarihin tozlu sayfalarına karışabilir mi? tamam da bunun tanrının varoluşsal sancılarıyla tam olarak ilgisi ne, hangi tutarlılıkta korelasyon yakalayabilirsiniz?..
'RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.“'Eski Ahit-Yaratılış 2:15-17
'Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.'Eski Ahit-Yaratılış 3:6-7
bazı özgürlükler özgürlüğün maneviyatını doğurduğu gibi, en büyük 'günahımız'la da gerçek bir eksiklik doğurmuştur. tanrının yalan söylemesi bir kenara, tanrının verdiği tek özgürlük bile sizin şu an bu yazıyı okuyor olabilmenize vesile olmuştur. şimdi siz söyleyin, bahşedilen özgürlük ne kadar iyi? gerçekten neo liberalizm bizi ileri mi taşıyacaktır? getirdiğimiz suni gelecek mesut mu edecek kimimizi?
...